sinemafilm.netTop-Gun-MaverickTop-Gun-MaverickTop-Gun-MaverickTop-Gun-MaverickTop-Gun-Maverick

 

TOP GUN:MAVERICK

 

Yönetmen: Joseph Kosinski

Görüntü Yönetmeni: Claudio Miranda

Senaryo: Jim Cash, Jack Epps Jr., Peter Craig, Justin Marks, Ehren Kruger, Eric Warren Singer, Christopher McQuarrie

Öykü: Peter Craig, Justin Marks

Oyuncular: Tom Cruise, Miles Teller, Jennifer Connelly, Jon Hamm, Glen Powell, Lewis Pullman ile Ed Harris

Müzik: Lorne Balfe, Lady Gaga

Yapımcı Jerry Bruckheimer

Yapım Yılı ve Süre: 2022/131 dk.

Yönetmen Tony Scott imzalı 1986 yapımı Top Gun, donanmanın elit pilotlarını yetiştiren bir uçuş okulunun atmosferinde fırlama ve çok yetenekli bir pilotun en iyi olma mücadelesini ve buna koşut gelişen aşk öyküsünü beyaz perdeye yansıtırken, temelinde o günün elit jetleri F-14 leri gördüğümüz it dalaşlarıyla öne çıkan ve bizlere iç geçirten sahneler ile desteklenen, Berlin grubunun performansıyla, 1986 yılında Akademi ve Altın Küre Ödülü alan Giorgio Moroder and Tom Whitlock imzalı (soundtrack'de bu defa Lady Gaga adının öne çıktığı görülüyor) “Take My Breath Away” ve yine aynı imzalarla Kenny Loggins’in seslendirdiği “Danger Zone” gibi iki önemli hit şarkı eşliğinde, sıra dışı bir öyküyü beyaz perdeye başarıyla yansıtmıştı. Maverick (Tom Cruise) ve Ice (Val Kilmer) arasındaki amansız kapışmaya odaklanırken, Kawasaki ve Porche’un gövde gösterisi sayılabilecek sahnelerle ve adeta karada da uçarak, aşk, gençlik ve enerji yüklü bir öyküye tanık olmuştuk.

Yıllar hızla geçerken ve otuz altı yıl sonra aynı hınzır gülüşüyle ve yakın planlarda, artık yaşını aldığı belli olsa da, atraksiyonlarla süslü pilotajıyla çocuğu yaşındaki genç pilotlara parmak ısırtan Maverick rolündeki Tom Cruise, filmin başındaki açılış konuşmasıyla, bizleri, yeni bir maceraya davet ediyor. Zamansız sayılabilecek bir yaşta yaşama veda eden İngiliz Yönetmen Anthony David Leighton Scott yerine, koltuğun bu defa Joseph Kosinski’ye devredildiğini görüyoruz. Bu noktada bir fire de baş roldeki kadın oyuncu da ortaya çıkıyor ve ilk filme damgasını vurmuş alımlı sarışın güzel eğitmen Charlie rolündeki Kelly McGillis’in, belki de yaşı nedeniyle olgun bir hanımefendi görüntüsünde olduğu için, son dönemlerde özellikle belli yaşın üzerindeki kadın oyunculara karşı Hollywood’un takındığı tavrı ispatlarcasına, yerini, eski aşklardan Penny Benjamin rolüyle bir başka alımlı güzel Jennifer Connally’ye bıraktığını görüyoruz. Emektar Kawasaki dahi filmde yerini korurken, Kelly McGillis ve Carole Bradshaw rolündeki Meg Ryan gibi isimlerin artık şans bulamadığı anlaşılıyor.

Devam filmini özetleyecek olursak, yetenekli eski Top Gun pilotu olan Pete 'Maverick' Mitchell (Tom Cruise) üstün yetenekli ve başarılı bir pilot olmasına karşın, başına buyrukluğu ve emirlere uymaması nedeniyle ancak Albay rütbesine yükselebilmiş ve donanmada test pilotu olarak görev yapmaktadır. Yeni denenen bir uçağın testlerinde beklenen hedefe ulaşılamaması nedeniyle projenin rafa kaldırılacağını ve insansız hava araçlarına öncelik verileceğini öğrenir. Bu durumun önüne geçmek ve projede çalışan mesai arkadaşlarına destek olmak üzere izinsiz bir deneme uçuşu yapar. Bu defa hedefe ulaşmış ancak tüm uyarılara karşın yine başına buyruk davranarak sınırları aşmış ve uçağın düşmesine neden olmuştur. Olaydan mucizevi biçimde kurtulur. Bu olay nedeniyle donanmadan atılacağına kesin gözüyle bakılırken bir başka mucize gerçekleşir ve kendisine inanan eski rakibi Amiral Tom Kazanski’nin desteğiyle ‘başına buyruk bir ülkenin’ korunaklı bir bölgede inşa ettiği nükleer tesisi ortadan kaldırmak üzere Top Gun pilotlarına eğitmenlik yapması istenir. Bu imkansız görevin gerçekleştirilmesi için kendisine tek seçenek olarak emredilen bu görevi üstlenmek zorunda kalacak ancak olayların kurgusu bu yetenekli ve hınzır pilotu başka bir seçenekle karşı karşıya bırakacaktır.

Bu noktada Top Gun: Maverick, ilk filmin önemli karakteri Tom ‘Iceman’ Kazanski rolündeki Val Kilmer’a sinematik bir saygı duruşu da sunuyor ve gerçek yaşamda da önemli sağlık sorunları yaşayan ve kanser nedeniyle sesini kaybetme noktasına gelmiş oyuncuya, Top Gun’daki rakibi başına buyruk Maverick’i kollayan eski dost Iceman Amiral Tom Kazanski rolü verilirken, dokunaklı bir sahneyi takip eden cenaze töreniyle veda ediliyor. Bu noktada Amiral Beau 'Cyclone' Simpson rolünde gördüğümüz Mad Man’in Don Drapper’ı Jon Hamm ve Tuğamiral Chester ‘Hammer’ Cain’i canlandıran ve birçok önemli sinema performansının yanı sıra İkinci Dünya Savaşının kaderine etki eden Stalingrad Savaşı esnasında geçen, Jean Jacques Annaud imzalı “Kapıdaki Düşman (Enemy At The Gates-2001)” filmindeki Alman keskin nişancı Binbaşı König rolüyle hafızama kazınmış Ed Harris son derece sıradan performanslara imza atıyorlar.

 

 

Amerika menşeli sinema endüstrisi, gerek siyasi söylemlere olan desteğini, gerekse Hollywood’un özellikle İkinci Dünya Savaşından itibaren Amerikan askeri çevreleriyle olan anlamlı işbirliğini başarıyla sürdürüyor. Havacılık teknolojileri artık uzay çağının kriterlerine göre şekillendirilse de, Top Gun: Maverick yeteneğin teknolojinin önüne geçebileceğine dair bir söylem tutturuyor. Ancak biliyoruz ki günümüzdeki gerçekler ve yapay zeka yönündeki çalışmalar, insanı da makineleştirmeye ve uçurduğu teknoloji harikalarının ayrılmaz bir parçası yapmaya çalışıyor. Bu nedenle pistleri bombalanarak kullanılmaz hale gelmiş bir tesisin taksi yollarını kullanarak, ele geçirilmiş eski bir F-14 ü (Grumman F-14 Tomcat) havalandırmak, beşinci nesil olarak yer verilen düşman uçakları karşısında it dalaşı kazandırmak ve ön dikmesi hasarlı olarak uçak gemisine indirebilmek, ancak Amerikalı üretici firmalar General Dynamics ve Grumman’a bir saygı duruşu olarak okunabilir. Özellikle vurulan uçaktan paraşütle atlayarak kurtulan şanslı kahramanımızın kendisini arayan ve karşı karşıya geldiği düşman hücum helikopterinden kurtuluşu kadar, karlar içerisindeki performansı da, ancak mizahi bir bakış açısıyla yorumlanabilir. Tam bu noktada daha gerilere gidersek, İkinci Dünya Savaşı esnasında Stratejik Hizmetler Ofisi için belgesel çeken Yönetmen John Ford’un yaralanmak pahasına bizzat kotardığı ve akademi ödülüne layık görülen yarı belgesel Midway Savaşı (1942) ve Vietnam’da Hanoi üzerinde uçağı vurularak yaralı olarak ele geçirilen ve Hanoi Hilton ve diğer esir kamplarındaki uzun süreli esaret hayatıyla dramatik bir dönüşümün medya yüzü haline gelen Senatör John McCain’in belgesellerdeki görüntüleri, taktik avcı jetleriyle it dalaşı yapmanın gerçek yüzünü anlamamıza daha fazla yardımcı olabilir. Ayrıca İkinci Dünya Savaşı’nın harika avcı uçağı P-51 Mustang, klasik Porche 911 ve Kawasaki motosikletler filmin hoş görsel detayları haline geliyorlar.

Tom Cruise’un F-18 savaş uçakları ve donanma desteğinde adeta bir tür ‘One Man Show’ sergilediği Top Gun: Maverick, bir devam filmi olarak tür bakımından bekleneni karşılıyor. Film, dijital teknolojinin tüm nimetlerinden yararlanmakla birlikte, bilgisayar destekli animasyonlara bel bağlamadan ve olabildiğince gerçekçi bir atmosferde çekilmiş sahnelerle, uzun süresine karşın seyirciyi koltuğuna adeta mıhlarken, dramatik kurgusu ve hikayesinin aynı oranda başarılı olamadığını, her şeyin bir yaşı ve zamanı olduğunu bir defa daha hatırlıyoruz. Öncelikle filmin duygusal potansiyelinin ilk filme kıyasla görece zayıf kaldığını belirtmek gerekiyor. Motosiklet tutkunu ve özgüveni yüksek yetenekli bir gencin, alımlı bir sarışın olan sivil eğitmenin kalbini çalarak yaşadığı aşkın ilk filmin duygusal kimyasına olan desteğini, sanki artık eleği duvara asmak zamanı geldi dercesine, yaşını almış bir oyuncununkiyle kıyaslamak mümkün olamıyor. Dolayısıyla filmdeki aşk teması eklektik bir unsur haline geliyor. Aynı noktada genç pilotlar arasındaki rekabetin de ilk filmdeki kadar vurucu olmadığını görüyoruz. Ölümü ilk filmin en dramatik noktası sayılabilecek ve kod adı “Kaz” olan merhum dostu Muharebe İstihbarat Subayı Yüzbaşı Nick Bradshaw’un hatırasına saygı göstermek ve oğlu, “Horoz” kod adlı Top Gun pilotu Yüzbaşı Bradley Bradshaw’la karşılaşmak ve yıllar önce annesine verdiği sözün arkasında durmaya çalışarak onu kazanmaya çabalamak, zorlama bir atmosfer yaratıyor. Belirsiz bir gelecekle ve geçmişinden gelen anılarla karşı karşıya kalan Mav, en büyük korkusuyla yüzleşmek ve göreve seçilecek kişilerin büyük bir fedakarlık yapması gerektiğini bilerek esas fedakarlığı kendisi yapacak ve risk alarak tehlikeli bir görevin üstesinden gelecektir.

Toparlanacak olursa bu tür filmlerin pilot adayı gençlere önemli mesajları olabileceğini düşünenlerdenim. Zaman zaman trajikomik sahnelerle süslense de, bu tarzdaki görevleri üstlenecek insanların gerçekten yetenekli, fiziksel olarak dayanıklı gençlerden seçilmeleri, çok iyi eğitilmeleri ve şanslı olmaları gerektiğini anlamak için özel bir çaba gerekmiyor. Bu noktada mesajı alabilenler için Top Gun: Maverick önemli bir referans haline gelebilir. Bazı sahnelerde adeta bir yarı belgesel niteliğindeki bu filmin sergilediği teknolojik imkanlar ve süper güç olabilmek için nelerin gerektiği ve yine “filmi seyretmeyin bir parçası olun” mottosuyla bu görüntüleri beyazperdeye taşıyan IMAX teknolojisi dahi bizlere çok şeyler açıklıyor. Doğal olarak bu mesajı algılamak da seyircilere düşüyor. İşini şansa bırakmayan başarılı oyuncu Tom Cruise’un tartışmasız biçimde öne çıktığı Top Gun: Maverick, vizyonda dikkat çeken bir yapım olarak bizi de yıllar öncesine geri götürürken, bu bağlamda ölçülü bir övgüyü hak ediyor.

 

Hikmet Vardar

reset