sinemafilm.netsnake_eyessnake_eyessnake_eyessnake_eyessnake_eyes

 

G.I.JOE: SNAKE EYES

 

Yönetmen: Robert Schwentke

Görüntü Yönetmeni: Bojan Bazelli

Senaryo: Evan Spiliotopoulos ve Anna Waterhouse ile Joe Shrapnel, Hasbro’s G.I. JOE® Karakterlerinden uyarlama

Oyuncular: Henry Golding, Andrew Koji, Úrsula Corberó, Samara Weaving, Haruka Abe, Takehiro Hira ile Iko Uwais

Kurgu: Stuart levy

Müzik: Martin Todsharow

Yapım Yılı ve Süre: 2021/121 dk.

Covid salgınıyla büyük sıkıntılar çeken sektörlerin başlıcalarından birisi haline gelen Sinema Sektörü, yaralarını sarmaya çalışıyor. Robert Schwentke imzalı, başrolünde Henry Golding'i izlediğimiz G.I. JOE: SNAKE EYES, Hollywood'un bilindik kalıplarını animasyon karakterlerle desteklerken, Uzakdoğu'nun, geleneklerine sıkı sıkıya bağlı ülkesi Japonya'nın gelenekseli günümüzle harmanlayan sosuyla, bir intikam öyküsünü, parlak sayılamayacak bir senaryo desteğiyle fantastik bir aksiyon filmi olarak beyaz perdeye taşıyor.

GI Joe, Hasbro'nun G.I. Joe oyuncak, çizgi roman ve medya bayilikleriyle öne çıkan karakteri. Amerika merkezli oyun ve oyuncak üreticisi firma, ticari yaşamına 1923'te kalem ve tekstil ürünleriyle başlamış. Monopoly, Risk gibi oyunların ve Pokemon, Transformers, Beyblade, Star Wars, Kre-o gibi oyuncakların üreticisi. Birkaç filmin yapımında da katkıda bulunmuşlar. İlk filmin geliştirmesi 2003'te başlar, ancak Amerika Birleşik Devletleri Mart 2003'te Irak'ı işgal etmeye başladığında, Hasbro bunun yerine Transformers'ı uyarlamayı önerir. 2009 yılında ilk film G.I. Joe: Kobra'nın Yükselişi ile başlayan filmler dizisi, 2013'de gösterime giren G.I. Joe: Retaliation ile devam eder. G.I. Joe ürünlerine 1982 yılında giren sessiz, maskeli komando Snake Eyes, sadık hayranları için dahi bir bilinmezler bütünüdür. 12 farklı dövüş stilinde mücadele eden ve kesici silahlara olan yeteneği, siyah kuşak ve hafif silahlarla sergilediği dövüş uzmanlığı, esrarengiz Arashikage klanıyla geçirdiği deneyimin sonucu olarak biliniyor ama onun dışında çok az detay açığa vuruluyor. Üstün bir savaşçı olan Snake Eyes, ilk aksiyon figürü markalarının birinde popüler bir karakterdi ve neredeyse 40 yıldır en iyi aksiyon oyuncağı serilerinden birisi olmaya devam ediyor. Gerçek öykü şu ana değin belirsiz de olsa.

Babası gözleri önünde acımasızca öldürülen ve intikam peşindeki “Snake Eyes’la küçük bir çocukken tanışıyoruz. Saklanarak ve kafes dövüşü yaparak hayatını münzevi bir biçimde sürdürürken, iradesi dışındaki bir karşılaşmayla, babasının katilini bulmaya yönelik vaadin karşılığında kendisini Japon suç örgütü içerisinde buluyor. Bu noktada aslında ilgisi olmayan bir mücadelenin parçası haline gelirken, bir tür intikam yolculuğuna çıkıyor ve yolu Arashikage klanıyla kesişiyor. Bu sayede intikam almak üzere kendisini ispatlamaya çalışırken, aynı zamanda içindeki doğruyu öne çıkartarak, aydınlanmaya ve onu yeni bir hayata götürecek bir yolda yeni imkanlara kavuşacaktır.”

Öykü ana karakter üzerinden şekillenirken, zaman zaman çok kopuk ve basite indirgenmiş bir intikam serüvenini izliyoruz. Sanki, Hollywood'un şiddeti stilize eden ve ses getirmiş, iyi gişe yapmış Tarantino filmlerinden izler taşıyan senaryo, görece sığ kalan bir öykü ile akıyor. Bu noktada görüntü yönetimi hemen öne çıkarken, adeta teknoloji könuşuyor. Her yerde karşımıza çıkan Katanalar ve geleneksel mekan ve kıyafetler eskiyi temsil ederken, günümüzün modern atları son teknolojiyi temsil eden motosikletler ve diğer araçlar artık uzay çağında yaşadığımızı hatırlatıyor. Ama bir aksiyondan çok, mizahi detaylar olarak. Belki bu kadar şiddeti geniş kitleleri tedirgin etmeksizin beyaz perdeye yansıtmakta ayrı bir yeteneğin eseri. Her türlü kavramı sanki bir yemeğe karıştırılan soslar gibi filme iliştirmek, Yakuza'dan başlayıp fiktif güçleri öne çıkarmak ve Japon merkezli uzakdoğu kültürünü öne çıkaran animasyon karaktere dayalı bu öykü, tam bir beyazperde gösterisi oluştururken, inadırıcılığını ve dramatik atmosferini adım adım kaybediyor.

 

 

Kuşkusuz bu tarzdaki aksiyonları beyaz perdeye taşımanın hem maliyeti hem de yöntem haline getirilmiş formları var. Yönetmenin bu noktada sinema yapmaktan çok bir tür filminin gereklerine odaklandığını ve günümüz imkanlarıyla desteklenen sinematografi sanatını etkili bir biçimde kullanma kaygısı olduğunu düşünüyoruz. Ancak iz bırakan filmleri kotarmakta bunların tek başına yeterli olmadığını da görüyoruz.

Kişisel olarak şiddetin sinemada tür olarak stilize edilmesini ve geniş kitlelere olağan bir biçimde sunulmasını destekleyenlerden değilim. Sanatın her formuna destek olmak, kitleleri iyiye ve güzele yöneltmekte katkısı olduğunu var sayarak kayıtsız bir biçimde desteklemek her amaca bana göre yeterince hizmet etmiyor. Günümüzde basit mutlulukları dahi elde etmekte zorlandığımız bu dünyada, son çağda ortaya çıkan yıkım ve toplumsal felaketler göz önüne alındığında daha yapılacak çok şey bulunduğu kolaylıkla anlaşılıyor. Bu nedenle dünyayı atom silahıyla yüzyüze bırakan geleneksel şiddet sever bir toplumun geleneklerini ve yöntemlerini gerekçesi ne olursa olsun masum göstermek, artık bir şeylere son vermek gerektiğini bize her zaman güçlü bir biçimde hatırlatıyor. Ne denli muazzam ve geleneksel bir işçilikle üretilseler de Katanalardan hoşlanmıyorum. Çünkü onlar artık gururun değil şiddetin sembolü haline getirildiler.

Yönetmen Robert Schwentke, filminde, tarihi atmosferi, efsaneler ve zaman zaman animasyon bir filme sanki daha çok yakışacak bir sinema diliyle harmanlayarak ve dijital sinemanın tüm olanaklarından yararlanarak seyirciye aktarıyor. Kuşkusuz burada öne çıkan ögeler sadakat, onurlu ve dürüst olmak, geleneklere bağlılık gibi kavramlar olsa da, belki karakterin adından ilham alınarak adeta filme montajlanmış hissi yaratan, Arashikage klanının bilirkişi yılanları, keşke günümüzde dünyayı ve ülkeleri idare eden politikacılarıda böyle sınavlardan geçirse dedirtiyor.

Güçlü teknik altyapısı ve yetkin sinematografisi, stilize şiddet ve gelenekseli günümüze başarıyla adapte eden atmosferine, usulca bir kadın erkek yakınlaşmasını da iliştiriveren öyküsüyle Snake Eyes, her ne kadar bir baş yapıt olmasa da sinemanın gerçek örneklerine dudak büken, arthouse sinema kalıplarına ısrarla karşı çıkan seyirciler ve türün tutkunları için, bu sıcak ve bunaltıcı yaz günlerinde ilginç bir alternatif olabilir...

 

Hikmet Vardar

reset