




ALİN TAŞÇIYAN, KIRMIZI HALI TUTKUSU GÖRGÜSÜZLÜK
Ülkemizin önde gelen sinema eleştirmenlerinden Alin Taşçıyan, FIPRESCI’nin (Uluslararası Sinema Eleştirmenleri Federasyonu) ilk kadın ve Türkiye kökenli başkanı oldu. Filmstudio dergisine konuşan Taşçıyan, yeni başladığı başkanlık görevi ve sinema sektörü hakkındaki görüşlerini açıklıkla paylaştı.
Sektörün ilk dijital dergisi iddiasını taşıyan Filmstudio’nun 5. Sayısına önemli konuşmalar yapan Alin Taşçıyan, kırmızı halıdan film festivallerine, sinemada müzik kullanımından sinemamızın 100. yılına kadar pek çok konuda ezber bozan açıklamalarda bulundu.
SİNEMANIN KÜLTÜR MİRASINI KORUYAN YAZARLARDIR
FS: FIPRESCI başkanlığınız hayırlı olsun. Ülkemizden bir kadın sinema yazarının başkan olması bizi çok mutlu etti. Çalışmalarınız nasıl gidiyor?
ALİN TAŞÇIYAN: Dört yıldır başkan yardımcısıydım. Daha yoğun bir şey yok, aynı düzeyde devam ediyor. Bu kadar köklü kurumlarda büyük değişiklik gerektirecek şeyler olmuyor zaten. Sadece şöyle bir heyecanımız var; şu an 90. yıl kutlamalarının ana programı ve yeri belli oldu, onu şimdi açıklayamam. Çok şık bir 90.yıl kutlama programının bel kemiği oluştu. Onun dışında daha lokal şeyler yapacağız. Herkes şunu kabul etmelidir; dünyanın her yerinde sinema tarihini araştıran, yazan, kendi döneminde de yeni çıkan filmlerin yerini belirlemeye çalışan, çoğu zaman da isabetli olan, kültür mirasının sinema kısmını koruyan, aktaran hep sinema yazarlarıdır. Sinema yazarının gündelik hayatın içinde görüş beyan eden kişinin ötesinde daha derin bir yeri, çalışma alanı var. Biz de bunlara dikkat çekeceğiz.
SİNEMA YAZARLIĞI NİTELİK OLARAK DENETİMSİZ
FS: Başkan seçildiğinizde yapmayı hayal ettiğiniz faaliyetler var mıydı?
ALİN TAŞÇIYAN: Benim tek istediğim; FIPRESCI’nin 90. yılını atlamayalım, güzel bir şeyler yapalım. Bir de mesleği korumayı seviyorum, bu mesleğin ne olduğunu ancak tutkulu olanlar anlayabiliyor. Çoğu zaman insanların yönetmen olmasının %50 nedeni sinema tutkusu ise, %50’sinin nedeni şanı şöhreti. Bir tane bile filmini yapıp da piyasaya çıkarmamış kişinin “yönetmenim” dediğini biliyorsunuz. Oradaki büyük egoyla bizim tarafımızdaki büyük işin altındaki küçük ego var aslında. Ben o kısmına hep dikkat çekmek istedim.
Kadın olma meselesi önemli. İlk kez yönetimde eşitliği de sağladık, başkan yardımcımız da kadın. Hollanda’nın en önemli sinema dergisi editörü. Biz sinema yazarlığının yeni bir dönemine girdik. Ayrıca, iş nitelik açısından denetimsiz hale geldi; isteyen herkes bir şekilde internette bir şeyler yazıyor. Çoğu insan genel kültür açısından deneyimsiz, niteliksiz ve kültürsüz olduğu için ne koysanız okuyorlar. İşin erbabı bir yazarla, kendi duygularını amatör olarak ifade eden bir yazarı aynı kefeye koymamak gerekir. Bunun için hepimiz çalışıyoruz.
İNSAN HAKLARI ALANINDA DA, SİNEMA ALANINDA DA CAHİLİZ
Ben yaptığım her işte, özellikle Türkiye’de yaptığım festivallerde insanların film kültürünü artırmayı hedefliyorum. Gerçekten insanların film kültürü yok. İnanılmaz bir pop kültürünün içerisinde doğduk; her şeyin çok hızlı, çok renkli, çok hareketli olduğu, her şeyin bombardıman gibi kullanıldığı bir çağa geldik. Cehaleti her alanda gidermek lazım, insan hakları alanında da, sinema alanında da cahiliz. Benim amacım şu olabilir: Bilgi vermek, film göstermek, bilgiyi aktarmak ki, o cehalet giderilsin.
FIPRESCI ÜYELERİ SİNEMAMIZI BİLİYOR VE SEVİYOR
FS: Uzun süredir FIPRESCI’nin içindesiniz. Oradan sinemamıza ve Türkiye’li meslektaşlarına nasıl bakıyorlar?
ALİN TAŞÇIYAN: Sinema yazarlığı sonuçta dille sınırlı, İngilizce makale yazdığımızda ne yazdığımızı bilebiliyorlar. Onun dışında tartışmalarımız, bazen seminerlerimiz, toplantılarımız, jüri görevlerimiz dolayısıyla insanlar birbirlerinin üslubuna biraz olsun vakıf olabiliyorlar. Bize sevgi, saygı ile yaklaşıyorlar. Sinemamızı çok merak ediyorlar. Filmlerimizi biliyorlar, seviyorlar. Eski filmlerimizi izleyenler de var. Mesela, bizim genel sekreterimiz Klaus Eder, Halit Refiğ ile çok yakın arkadaştı, hala geldiğinde Sami Şekeroğlu’nu ziyaret eder.
DÜNYADA NURİ BİLGE FANATİĞİ SİNEMA YAZARLARI VAR
FS: Olumsuz bir bakış açısı veya bir önyargı hissettiğiniz oldu mu?
ALİN TAŞÇIYAN: Hiçbir zaman olmadı. Dünyada kültür sanatla uğraşan insanlar ön yargılı değildir. Türk sineması hakkında kötü düşünmüyorlar. Ben çok büyük ilgi görüyorum. Bayağı bir Nuri Bilge Ceylan fanatikleri var. Nuri Bilge Ceylan ciddi bir eleştirmen gözdesi.
Zeki Demirkubuz sinemasını içten buluyorlar, Yeşim Ustaoğlu, Semih Kaplanoğlu, Ferzan Özpetek, Reha Erdem, Fatih Akın’ı çok iyi tanıyorlar. Klasikleri az biliyorlar, o konuda üzülüyorum. Türkiye’ye gelip gidenler Yeşilçam’ı çok iyi bilmiyorlar. Melodramları filan bilmiyorlar, bu dönemin iyi filmlerini biliyorlar.
SİNEMAMIZI FUAT UZKINAY’DAN BAŞLATMAK SEVİMSİZ BİR YAKLAŞIM
Ben istiyorum ki; Türk sinemasının en temel yönetmeni Lütfi Akad’ı iyi tanısınlar. Sinemamızı biz kendimiz bilmiyoruz ki! 100.yılı kutluyoruz, bir sene daha bekleyip seneye 110. yılı kutlayabilirdik. Osmanlı vatandaşı olan Manaki Kardeşler ile Fuat Uzkınay arasında bir fark yoktur, eşittir. Sinema tarihimizi 1914’ten yani Fuat Uzkınay’dan başlatmak sevimsiz bir yaklaşım. Osmanlı vatandaşı ilk sinemacılar olan Manaki Kardeşler’in 1905’ten itibaren çektikleri her şey sonuçta Osmanlı vatandaşları hakkında. İnanılmaz bir Osmanlı tarihi dökümü yapıyorlar. Manaki Kardeşler’in etnik kökenine bakacaksak Müslüman ve Türk değiller. Manastır’da bugünkü adıyla Bitola’da Manaki Kardeşler Film Festivali yapılıyor. Makedonlar, Boşnaklar, Yunanlılar, Bulgarlar paylaşamıyor, bir biz sahip çıkmıyoruz.
FS: Sinema tarihimizin Manaki Kardeşler’den başlatılmaması sizce siyaseten alınan bir karar mı?
ALİN TAŞÇIYAN: Siyaseten ama devlet eliyle olan bir siyaset olduğunu düşünmüyorum.
ALTIN PORTAKAL FİLM FESTİVALİ HEP PANAYIRDI
FS: Bir röportajınızda Altın Portakal'ı panayır diye nitelemiştiniz. Şimdi yeniden bu festivale danışmanlık yapıyorsunuz. Ne değişti sizin için?
ALİN TAŞÇIYAN: Benim gözümde hep panayırdı, düzelteceğiz inşallah. Oraya gidince herkes zıvanadan çıkıyor. O festivale 90’lardan başlayarak çalıştım, galalarını da sundum. Menderes Bey geldikten sonra, yeniden bir yapılandırma yapalım, dediler; oraya danışmanlık yaptım. Sürekli her şeyi kortej alanına, eğlence alanına döndürmek istiyorlar. 90’larda film yoktu, ulusal yarışma için 10 filmi bir araya getiremezdik. Film gösterime girmiş çıkmış, ununu elemiş eleğini asmış, ekibi de tatile geliyor ama her şey gala adabı ile yapılmaya çalışılıyor. İki yardımcı oyuncu ile izleyici karşısına çıkılıyordu. Kırmızı halı tutkusu var bir de bizde. Hepimiz penye ile dolaşıyoruz, burası Türkiye; Türkiye’de kırmızı halı olur mu? Kırmızı halı, bana sorarsanız, görgüsüzlük. Ülkenizin her şeyi ortada, benim kırmızı halıda yürümek için tuvalet alacak gelirim var mıdır? Hollywood’a özenmeyelim, o dünyanın en büyük film piyasası.
Cannes’da da kırmızı halı var ama çok soğuk olduğu için Berlin’de yok mesela. Hiç kimse öyle şık filan da değil, her yerin kendi alt yapısı var.
SİNEMA SEKTÖRÜMÜZ VAR, ENDÜSTRİMİZ YOK
Biz Avrupa tipi üretim yapıyoruz. Avrupa tipi üretim demek; devlet destekli küçük bir piyasa var demektir. Devlet desteği olmadığı zaman sadece birkaç tane ticari yapım ayakta kalabilir. İyi kötü bir sinema sektörümüz var ama endüstrimiz yok. Yavaş yavaş belki olacak, belki olmayacak. Böyle kalması belki daha sağlıklı, benim hiç öyle bir kuralım yok, olsa da olur olmasa da. Olduğu kadarını iyi yönetmek de yeterli olabilir. Yılda 70-80 filmi kaldırıyor mu bu piyasa? Bence kaldırmıyor. Çok fazla üretiyoruz, çünkü üretim kolaylaştı. Öyle filmler var ki bakakalıyorum, ne bir festivale seçilebilir ne de izleyici karşısında başarılı olabilir.
NURİ BİLGE CEYLAN’IN HIRKASINA LAF ETTİLER
FS Sizce bizdeki film festivalleri nasıl olmalı?
ALİN TAŞÇIYAN: Sade, alçak gönüllü, kendi ölçekleri içinde herkesi onurlandıran ama böyle kuralların üzerine gidip de kendisini başka bir yere konumlandırmaya çalışan bir tarz olmamalı.
SİYAD ödüllerinde Nuri Bilge Ceylan’ın hırkasına bile laf ettiler. Adam mecbur mu sizin ölçülerinize uymaya? Sizin ölçülerinizde film mi yapıyor da sizin ölçülerinizde giyinsin?
KIŞ UYKUSU OSCAR BİLE ALIR
FS: Kış Uykusu filmi hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce Altın Palmiye’yi hak etti mi?
ALİN TAŞÇIYAN: Kış Uykusu’nu çok beğendim, ödülü fazlasıyla hak etti. Filmden çıktım ve hemen ‘Altın Palmiye kazanması sürpriz olmayacaktır’ diye yazdım. Kendini belli eden bir filmdi. Ben diyalog ağırlıklı filmleri normalde sevmem, sessiz, sözsüz filmleri severim. Kış Uykusu’nun fazla sözel olduğunu kabul ediyorum, ama bu sözelliği sinematografiyi bastırmıyor. Söze dayalı olduğu için roman gibi görenlere katılmıyorum. Çok iyi performanslarla sunulmuş, iyi bir sinematografiyle verilmiş. O nasıl bir kurgudur ki, 3 saat nasıl geçti anlamadım; ustalık orada işte.
FS: Kelebeğin Rüyası yabancı film dalında Oscar aday adayı oldu. Ülke olarak ümitlenmiştik. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?
ALİN TAŞÇIYAN: Niye ümitlendiniz, ümitlendiniz de ne olacak, Oscar’ı alsak başımıza ne konacak? Tabii ki kötü bir şey değil, Kış Uykusu gitse alabilir bile. Orası bir botanik bahçesi gibi, nasıl seçiliyor biliyor musunuz? Her ülkeden resmi olarak filmler aday gösteriliyor, sanki büyükelçi atar gibi.
HERKESTE OSCAR’I BÜYÜK BİR ŞEY ZANNETME HALİ VAR
Ben bu sene Oscar komitesinde Türkiye’nin SİYAD temsilcisiyim. Herkeste Oscar’ı büyük bir şey zannetme hali var. Halbuki olan şu; bir ülkenin komitesi bir filmi kendince ölçüyor, ödül alır mı, almaz mı diye hesaplıyor, onu gönderiyor. Geçen sene Oscar’a 60 kadar yabancı film gönderildi. Koskoca akademi üyeleri işi gücü bırakacak, kendi ülkelerindeki bütün filmleri Oscar seçmelerinde izlemiş olmaları yetmiyormuş gibi 60 tane de yabancı dilde film mi izleyecekler? Hayır. Onun için bu işi akademinin aktif çalışmayan üyelerine vermişler, onlar bunları izliyor. Adamların belli bir sinema anlayışı var. Sinemacı, sinema yazarı gibi değildir. Hem B sınıfı filmi, hem Doğu Avrupa Sineması filminden bilmem kimi tanıyıp, bilip, sevmez. Belli bir tarz sinemayı sever. Oscar’ın geçmişine bakın; yabancı dilde hep aynı tip filmler seçilmiştir.
FS: Oscar, Altın Küre gibi ödüller siyasi mi, yoksa gerçekten objektif olabiliyorlar mı?
ALİN TAŞÇIYAN: Endüstriyel. Objektif zaten, binlerce insan oy veriyor. O siyaset şöyle bir siyaset; genç Amerikalı kadın oyuncuya oy vermeyi tercih ederler, piyasalarına taze kan olduğu için. Hollywood’da zanaat var. Amerikan sineması= Hollywood değildir, ikisini ayırmanız lazım. Bir zamanlar Hollywood dediğiniz yerde de bütün bir Avrupa’dan kaçıp, oraya yerleşmiş Alman, Avusturya, Macar kökenli Yahudilerin sineması vardı, olağanüstü sinemaydı.
HOLLYWOOD FİLMLERİ ÇOK YÜZEYSEL
FS: O zaman siz Hollywood’un şu anki endüstrileşmiş halinden rahatsızsınız?
ALİN TAŞÇIYAN: Evet. Çok yüzeysel, topluca insanın ruhuna sıkıntı veren, aynı düğün trendi romantik komediler… Bilim kurgu benim çok sevdiğim türlerin başında gelir, sonra Tom Cruise görüyorum; “o varsa hayır gelmez” diyorum. Bilim kurgu, tuhaf uzay giysisi, aracı ve silahı değildir, nerede bunun altı? Her yıl kaç tane filmin içinden hayranlık verici bir film çıkıyor.
DÜNYANIN TANIDIĞI YARIM DÜZİNE YÖNETMENİMİZ VAR
FS: Türk sinemasının gidişatını nasıl görüyorsunuz?
ALİN TAŞÇIYAN: Pozitifim, ekonomik açıdan risklerin farkındayım. Yapılan filmlerin kalitesi açısından çok pozitifim. Bugün yarım düzine dünya çapında önemli yönetmenimiz var: Nuri Bilge Ceylan, Semih Kaplanoğlu, Yeşim Ustaoğlu, Zeki Demirkubuz, Reha Erdem, Tayfun Pirselimoğlu, Kutluğ Ataman, Derviş Zaim, Özcan Alper, Aslı Özge, Pelin Esmer var, daha da var.
FS: Sizce dünya çapında yeteneğe sahip oyuncularımız var mı?
ALİN TAŞÇIYAN: Var, ama oyuncularımızın dil meselesi var. Yurtdışına açılan bir Saadet Işıl Aksoy çıktı. Saadet çok iyi dil biliyor, İngilizcesi ve Fransızcası iyi. Dil bilse, en yaşlısından en gencine tüm oyuncularımızın dünyanın her yerinde şansı var. Bir de, bunun için birinin uğraşması lazım, yurtdışından ajanslarla çalışmaları lazım.
DÜNYA ÇAPINDA OLMA İDDİASI LÜZUMSUZ BİR ŞEY
FS: Brad Pitt’i bütün dünya tanıyor. Bu kadar yetenekli oyuncumuz var, ancak dünya çapında tanınmıyorlar.
ALİN TAŞÇIYAN: Ama o Hollywood’da çalışıyor. Orası dünyanın en büyük piyasası, onun amacı zaten kendi kültürünün, sisteminin propagandasını yapmak, herkesi ele geçirmiş. Bunun adı kültürel emperyalizmdir. Muzaffer Tema Hollywood’a gitti de ne oldu? Türkan Şoray’ı da bizden başka kimse tanımıyor, ne olacak? Bunun bir anlamı yok ki. Dünya çapında olma iddiası lüzumsuz bir şey, taş yerinde ağırdır. Neden böyle bir iddiamız olsun ki? Burada da iyi oynuyor, seviliyor.
HİROŞİMA SEVGİLİM EN İYİ FİLM
FS: Türk ve dünya sinemalarından en beğendiğiniz filmler listenizi merak ediyoruz. Bizimle paylaşır mısınız?
ALİN TAŞÇIYAN: “Hiroşima Sevgilim” izlemekten bıkmadığım, her alanda en iyi olduğuna inandığım film.
Türk filmi olarak yönetmen sinemalarını seviyorum. Yeşim Ustaoğlu’nu, Semih Kaplanoğlu’nu ve Derviş Zaim’i çok seviyorum. Derviş’in bütün filmlerini dünyada herkes anlamıyor diye üzülüyorum. “Cenneti Beklerken”e hastaydım, “Araf”a bayıldım. “Mayıs Sıkıntısı” en sevdiğim Nuri Bilge Ceylan filmi. Zeki Demirkubuz’un en çok “Üçüncü Sayfa”sını seviyorum. Semih’in filmleri içerisinde “Bal”ı, Reha’nın “Beş Vakit”ini, Tayfun’un “Pus”unu çok seviyorum. Özcan’ın “Sonbahar”ını çok seviyorum. Pelin’in “Oyun”una hala hastayım. Yılmaz Güney’in “Umut”, Erden Kıral’ın “Hakkari’de Bir Mevsim”, Ömer Kavur’un “Anayurt Oteli”, “Gece Yolculuğu”nu sayabilirim.
TÜRK SİNEMASI’NDA “GÖÇ ÜÇLEMESİ” 1. SIRADA
Bana, Türk sinemasını sıraya koy, deseniz galiba Lütfi Akad’ın Göç Üçlemesi’ni “Düğün”, “Gelin”, “Diyet”i en başa koyarım. Üç film birden birinci sırada benim için.
Metin Erksan’ın “Sevmek Zamanı”nı herkes gibi seviyorum. Ertem Göreç’in “Karanlıkta Uyananlar” filmini seviyorum. “Vesikalı Yarim”i herkes kadar seviyorum. Ahmet Uluçay’ın “Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak” filmini beğeniyorum. Daha klasiklere inersem ”Kırık Çanak” gibi bir sürü filmler çıkıyor. Şerif Gören’in “Yol”, Zeki Ökten’in “Sürü” filmini çok seviyorum, hepsi birbirinden iyi filmler. “Muhsin Bey”i çok seviyorum.
FS: Son dönemlerdeki komedi filmlerinden beğendiğiniz var mı?
ALİN TAŞÇIYAN: Yakın dönemin komedi filmlerinden “Eyvah Eyvah”ları seviyorum. Yılmaz Erdoğan’ın “Neşeli Hayat” filmi her anlamda çok iyi bir filmdi. Türk sinemasının ilk 10’una girer.
CEM YILMAZ NE YAPSA GÜLERİM AMA YAHŞİ BATI SİNİRLERİMİ OYNATTI
FS: Düğün Dernek ve Recep İvedik gişede çok başarılı oldu. Siz bunu neye bağlıyorsunuz?
ALİN TAŞÇIYAN: Düğün Dernek, Recep İvedik herkesin ne kadar kederli olduğunu anlatıyor. Ertem Eğilmez, vaktinde insanları gülmeye doyuruyordu, tabii onun filmlerinde bambaşka değerler ve anlatım vardır. İki ekibi kıyaslayamam. Bu Türkiye’deki Özal öncesi ve Özal sonrası diyebileceğimiz kültürel değişimdir. Köşe dönücü ol, agresif ol, bu tamamen sosyologlara ait bir alan.
Cem Yılmaz ne yapsa gülüyorum ama “Yahşi Batı” diye bir şey yaptığı zaman hakikaten sinirlerim yerinden oynuyor. “Hokkabaz” gibi bir şey yapmasını, o tarz devam etmesini isterdim.“G.O.R.A.” hiç fena değildi, sinema açısından acemilik dönemiydi. Cem Yılmaz’ın mizah açısından çok zeki ve çok yaratıcı olduğu ortada. Yönetmenlik konusunda “Hokkabaz” dışında kendi stilini görmedim. Büyük harfle sinema yapıyor, “A.R.O.G.”da yapmaya çalıştığı oydu. “Yahşi Batı”da tamamen söze döndü.
YILMAZ ERDOĞAN NEŞELİ HAYAT İLE DEVAM ETMELİYDİ
Yılmaz Erdoğan’ın “Neşeli Hayat” ile devam etmesini çok isterdim. “Vizontele Tuba” da iyiydi, coğrafyayı iyi tanımaktan gelen çok hoş sosyolojik tespitleri vardı. Buradan mizah üretmek güzel bir şey, bu kimseyi aşağılamayan bir mizah.
RECEP İVEDİK KARAKTERİ DENGESİZ VE TUTARSIZ
FS: Sizce Recep İvedik birilerini aşağılıyor mu?
ALİN TAŞÇIYAN: En başta Recep İvedik karakterinin kendisini aşağılıyor, insanlar da bunu görmek istiyorlar. Herkese böyle çakıldığını görmek istiyorlar. Herkesi itip kaksın, hem kendi haksız olsun, hem başkaları haksız olsun ama sonunda kendi kahraman olsun istiyor. Bence çok karmaşık bir şey, o karakteri çok dengesiz ve tutarsız buluyorum. Sosyologların ciddi bir şekilde incelemesi gereken şeyler. Sinema yazarlarının çok üzerinde meseleler var orada.
TÜRK DİZİLERİNE TAHAMMÜLÜM YOK
FS: Dizi izliyor musunuz?
ALİN TAŞÇIYAN: Yabancı dizi izliyorum. Türk dizilerine tahammülüm yok. Çok yavaşlar, hiçbir şey olmuyor, korkunç bence. Evde yüksek topuklu ile dolaşan herkes korkunç. Türk dizilerinin hepsi Dallas’ın kopyası, bütün kötüler ve iyiler klişe. Bir şeyin devam edebilmesi için Game of Thrones olması lazım.
FS:Dizi sektörünün geleceğini nasıl görüyorsunuz?
ALİN TAŞÇIYAN: Muhtemelen dizi süreleri ve sayısı biraz küçülecektir. Biraz da tür değiştirseler güzel olacak. Dizi her daim izlenir, bitmez. İnsanlar evden çıkmadıkları için izliyorlar. Küçük şehirlerde sosyal hayat yok. Anadolu zaten kültür çölü, hiçbir etkinlikleri yok. Büyükşehirlerde de yol çilesi bitiriyor. O yüzden televizyon izleniyor. Eğlence programı dünyanın en sıkıcı formatı. Keşke dramalar iyi yapılsa da herkes bayıla bayıla izlese, ben de akşam eve döndüğümde izlemek istesem.
AMERİKAN DİZİLERİ SİNEMASINDAN DA İYİ
Amerikan dizileri, Amerikan sinemasından fersah fersah iyi, uluslararası prodüksiyonlara girdiler, her şeyi hesaplayıp da yapıyorlar. Müthiş kadro ve yatırım yapıyorlar. Her bölümde ayrı tema işlemeyen, devam eden öykülerde bile çok ilginç, çarpıcı, eleştirel meseleler var. Orada da bana sorarsanız en iyiler değil, en çok şiddet içeren ve hamasi olanlar tercih ediliyor. Amerikalılar için bütün dünyanın geri kalanının kendilerine düşman olduğu, tekinsiz bir evren yaratmak şart, bu hep vardı. Soğuk savaştan beri hep olan bir şey.
ÇOK ŞAHANE OYUNCULARIMIZ VAR AMA…
FS: Oyunculuk diziye göre değil, sinemaya göre mi değerlendirilmeli?
ALİN TAŞÇIYAN: Bence öyle. Sinema filmi gibi çekilen olsa tamam, ama bizimkileri çalıştırdıkları koşullara bakın, korkunç. Bütün açılar, yaklaşımlar belli, herkes otomatiğe bağlamış oynuyor. Nasıl otomatiğe bağlamasınlar ki? Hafta bir gün dinlenmeyle saatlerce çalışıyorlar. Daha az rolü olan daha şanslı, diğerlerinin canı çıkıyor. Çok şahane oyuncularımız var, hepsi çok iyiler. Mert Fırat, Yiğit Özşener, Tülin Özen çok başarılı gençler ama, nasıl çalışsınlar o dizilerde? Bir dizilerdeki, bir de filmlerdeki performanslarına bakın. Dizilerde karakter olması lazım ama değiller, tip onlar.
TÜRKİYE’DE CİDDİ SENARYO SORUNU VAR
FS: Başarılı bulduğunuz senaristler kimler?
ALİN TAŞÇIYAN: Dünyada çok var; Tonino di Guerra mesela. Türkiye’de ciddi senaryo sorunu var. Zeki, Yeşim, Derviş kendileri yazıyor. Ümit Ünal, ve Barış Pirhasanoğlu, eski filmleriyle Yavuz Turgul iyi senaristlerdir tabii ki. Yalçın Yelence ve Umur Bugay’ın mizahını çok severim, onların niye insanları güldüren filmler yapamadıklarını merak ediyorum ve üzülüyorum.
SİNEMADA MÜZİK ŞART DEĞİL
FS: İyi bir filmin kriterleri, vazgeçilmez unsurları nelerdir?
ALİN TAŞÇIYAN: Çok yaratıcı, incelikli bir beceri ile yapılacak. Sinemanın görsel sanat olduğu unutulmadan, resimlerle öykü anlatmayı becerecek. Yaratıcı bir karakter olduğunu bileceğiz kameranın arkasında. Tarzı olacak, sağlam oyunculuk, hikâye ve kurgu olacak. Müzik olmasa da olur, şart değildir sinema için ama varsa müziği müzik gibi yerli yerinde kullanmayı bilecek. Bitmez ki…