sinemafilm.netyavuz_ozkanyavuz_ozkan

 

TÜRK SİNEMASININ EMEKÇİ DOSTU YÖNETMEN YAVUZ ÖZKAN SOZSUZLUĞA GÖÇTÜ

 

Sinema, önemli ve derinlikli sanatlardan biri olmasını yaşamı gerçeğine yaklaştırarak aktarma gücünden alıyor. Sinemanın kaşifleri Lumiere Kardeşler, sinemanın zaman içinde tüm insanlığı etkileyebilecek bir sanat olabileceğini öngörememişlerdi. Sinemayı etkili bir sanat haline getiren en önemli unsurların başında, eğlendirmek ve hoşça vakit geçirtmekten daha fazla; yaşamın çelişkilerini, sömürülen, zulüm gören ve şiddete uğrayan insanların hikayelerini etkili anlatabilme becerisi gelmiştir.

Dünyada politik sinema denildiğinde akla öncelikle İtalyan yönetmen Gillo Pontecorvo, Brezilyalı yönetmen Glauber Rocha ve Yunan asıllı Fransız yönetmen Costa Gavras gelir. Onların filmleri, aynı zamanda insanlığın kolektif bilinç altındaki çilelerin aynası gibidir. Politik vurguların aydınlar ve sanatçılar için çoğunlukla sancılı olduğu ülkemizde, politik sinema denildiğinde ise akla gelen ilk isim Yavuz Özkan olmuştur.

Yavuz Özkan, 1942 yılında Yozgat’da doğdu. 1962-1965 yılları arasında Kütahya’da bir madende işçi olarak çalıştı. 1965’de gazete çıkaran Özkan, daha sonra tiyatroya için oyunlar yazdı ve yönetti. Kocaeli Tiyatrosu’nun kurucuları arasında yer alan Özkan, bu topluluğun dağılması sonrasında Dostlar Tiyatrosu’nda oynamaya başladı. Bu süreçte Töb-der’de de tiyatroyla ilgilendi ve Howard Fast’ın, “Sacco ile Vanzetti”nin yaşamını anlatan “Suçsuzlar” adlı romanını tiyatroya uyarlayarak sahneye koydu.

 

1970’lerde Özkan’ın sinema yolculuğu başladı. Önceleri kısa filmler çeken Özkan, bu süreçte aynı zamanda film senaryoları yazmaya başladı. Yavuz Özkan, 1974 yılında “Vardiya” adlı belgesel filmle yönetmenliğe adım attı. Önemli ilk çıkışını başrollerinde Cüneyt Arkın, Tarık Akan, Hale Soygazi, Meral Orhonsay, Halil Ergün‘ün oynadığı “Maden” (1978) filmiyle yaptı. Bu filmi bir başka önemli politik sinema örneği olan “Demiryol” (1979) takip etti. Yapımcılığını, senaristliğini ve yönetmenliğini yaptığı Demiryol’un başrollerinde Tarık Akan ve Fikret Hakan oynamıştı.

Ülkemiz çok partili sürece girdikten sonra karışıklık girdabından bir türlü çıkamamıştı. Perde 27 Mayıs 1961 darbesiyle açılmış, bunu 12 Mart 1971 muhtırası izlemişti. 12 Eylül 1980 ihtilali ise hepsinin üzerine tüy dikmiş, bütün ülkeyi koca bir hapishaneye çevirmişti. Bu süreçte ülkede kalamayan aydınlardan ve sanatçılardan birisi ise Yavuz Özkan oldu. 1980 yılında Paris‘e gitti ve yedi yıl süreyle oyuncu, yönetmen ve yazar olarak Fransa’da çalıştı. Bu dönemde Fransız televizyonu için, “Sevgiliye Mektuplar”/ Lettre a la Bien aime (1982) ve “Son Savaşçı” (1985) isimli iki televizyon filmini yazdı ve yönetti. Diğer yandan Philippe Nuil‘in “Suyun Altındaki Ağaç” (The Tree Under the Water) filminde oynadı.

Yavuz Özkan 1987 yılında İstanbul’a döndü ve onun sinema yaşamının ikinci perdesi başladı. Bu dönemde TÜRSAK’ın kuruluşunda yer aldı. 1992 yılında yazıp yönettiği “İki Kadın” adlı filmin başrollerinde Zuhal Olcay, Serap Aksoy, Haluk Bilginer oynadı. Özkan, Fransa’dan döndükten sonra verimli ve üretken bir dönem yaşadı. Bu süreçte “Yağmur Kaçakları” (1987), “Umut Yarına Kaldı” (1988), “Büyük Yalnızlık” (1989), “Filim Bitti” (1989), Ateş Üstünde Yürümek (1991), İki Kadın (1992), “Bir Sonbahar Hikayesi” (1994), “Yengeç Sepeti” (1994), “Bir Kadının Anatomisi” (1995), “Bir Erkeğin Anatomisi” (1996), “Hayal Kurma Oyunları” (1999), İlkbahar Sonbahar (2009) ve son olarak da 2010'da senaryosunu da yazdığı 'İstanbul'da Aşk'ı yönetti.

Demiryol (16. Antalya Film Şenliği, En İyi Film / 16. Antalya Film Şenliği, En İyi Yönetmen) ve Maden’den (15. Antalya Film Şenliği, En İyi Film) başlamak üzere, özellikle Bir Sonbahar Hikayesi (6. Ankara Film Festivali, En İyi Film / En İyi Senaryo / En İyi Yönetmen); 8. Adana Altın Koza Film Şenliği, En İyi Film; 13. İstanbul Film Festivali, En İyi Film) ve Yengeç Sepeti (31. Antalya Film Şenliği, En İyi Film / En İyi Yönetmen; 14. İstanbul Film Festivali, Jüri Özel Ödülü) filmleriyle pek çok ödül aldı.

Yavuz Özkan, Bir Kadının Anatomisi ve Bir Erkeğin Anatomisi filmleriyle etkili burjuvazi eleştirileri yaptı. Özellikle Yengeç Sepeti filminin, onun filmografisinde ayrıcalıklı bir yeri olduğunu söylemek abartı olmayacaktır. Ülkemizin önemli sinema ve tiyatro oyuncuları Sadri Alışık ve Macide Tanır’ın başrollerinde yer aldığı filmde, Mehmet Aslantuğ, Derya Alabora, Oktay Kaynarca, Şahika Tekand ve Ege Aydan gibi sinema ve tiyatromuzun önemli oyuncuları da yer almıştı. Ülkemizdeki değişim sürecini, aile içi şiddetin kaynağını ve büyüteç tutmaya başladığı küçük burjuva yaşam tarzının etkili eleştirilerini içeren ve oyunculuk açısından da toplu performans (ensemble) niteliği taşıyan bir yapımdı Yengeç Sepeti.

1995'de Z-1 Film Atölyesi'ni kuran Yavuz Özkan, alternatif, nitelikli bir sinema eğitimi vermeyi amaçladı. Ücretsiz olan bu okulda, sinemacılar, akademisyenler, felsefeciler, edebiyatçılar, iletişimciler ders verirken; aynı zamanda Batının önemli sinema okullarından da eğitmen desteği aldı. Yavuz Özkan’ı özellikle Z-1 film okulunda ders verdiğim 1990’larda daha yakından tanıdım. İlkeli, kararlı, dürüst bir aydın ve sanatçıydı. Ölümünden önce senaryo çalışmalarını tamamladığı son filmini ise ne yazık ki tamamlayamadan sonsuzluğa göçtü.

 

Bülent Vardar

reset