sinemafilm.netulusal_yarisma

 

LEAN ON PETE

lean_on_pete

Yönetmen: Andrew Haigh

Senaryo: Andrew Haigh

Oyuncular: Charlie Plummer, Travis Fimmel, Steve Buscemi, Chloë Sevigny, Steve Zahn, Justin Rain, Lewis Pullman, Bob Olin, Teyah Hartley, Kurt Conroyd, Alison Elliott

Görüntü Yönetmeni: Magnus Joenck

Kurgu: Jonathan Alberts

Yapım Yılı ve Süre: 2018/95 dk.

Festivalin açılış filmi olarak gösterilen 2017 VENEDİK En İyi Genç Oyuncu (C. Plummer), 2017 LES ARCS En İyi Kurmaca Film, En İyi Erkek Oyuncu (C. Plummer), En İyi Görüntü Yönetmeni, En İyi Film Müziği, ödülleri almış 'Lean on Pete' genç Charley'in dramına odaklanıyor.

45 Yıl ve Weekend / Hafta Sonu ile sıradan insanlara dair öykülere yaklaşımındaki üslubuyla ilgi çeken İngiliz yönetmen Andrew Haigh, son filminde de benzer bir öyküyle gündeme geliyor. Hiçbir işte tutunamayan babasıyla birlikte maddi ve manevi olarak yokluklar içinde yaşamaya çalışan 15 yaşındaki Charley Thompson, yarış atlarının tutulduğu bir ahırda tesadüfen iş bulur. Burada 'Lean on Pete' adındaki, iddiasız bir yarış atıyla arasında özel bir bağ kuracaktır. Yarış dünyasının acımasız yüzü, tanık oldukları ve yaşanılan dramatik gelişmeler onu farklı bir yola sürükleyecektir. Yönetmen Haigh, Willy Vlautin’in romanından uyarlanan filmde bazılarının gözünde umut ülkesi sayılan Amerika'nın pek bilinmeyen sert sosyal yapısına ışık tutuyor. ABD kırsalının melankolik bir portresini çizerken, annesinin özlemiyle dolu Charley’nin genç ve umut dolu dünyasına duygusal açıdan kayıtsız kalınması imkânsız bir atmosfer yaratıyor.

'Lean on Pete' sıradan yaşamları, kapitalist toplumun acımasız kuralları içinde ve 'paranın konuştuğu' bir ülkede yeni yetme bir gencin gözünden ve zorunlu olarak içinde kaldığı hayat kavgası üzerinden anlatıyor. Bu vahşi batı tarzı Amerikan kırsal yaşamının, uzay çağına karşın sosyal anlamda pek değişmediği, bu durumun, aile yapısına ve özellikle kadın ve çocuklara olan acımasız yansımaları filmin başarıyla altını çizdiği ve sosyal okumalar yapılmasına fırsat tanıyan yönünü öne çıkarıyor.

 

MİRASÇILAR-LAS HEREDERAS-THE HEIRESSES

mirascilar

Yönetmen: Marcelo Martinessi

Senaryo: Marcelo Martinessi

Oyuncular: Ana Brun, Margarita Irún, Ana Ivanova, Nilda Gonzalez, María Martins, Alicia Guerra, Yverá Zayas

Görüntü Yönetmeni: Luis Aretaga

Kurgu: Fernando Epstein

Yapım Yılı ve Süre: 2018/95 dk.

2018 BERLİN En İyi Kadın Oyuncu (A. Brun), Alfred Bauer Ödülü, FIPRESCI Ödülü

Paraguaylı yönetmen Marcelo Martinessi, dünya prömiyerini yaptığı Berlin Film Festivali’nden ödülle dönen ilk uzun metrajlı filminde orta yaştaki iki kadının 30 yıllık birlikteliklerinin, ekonomik sorunlarla nasıl yıprandığını ve yeni bir niteliğe büründüğünü anlatıyor. Ailelerinden kalan mirası hızla tüketen Chela ve Chiquita çaresiz kalmıştır. Herşeyi çekip çeviren dominant karakter Chiquita bir banka işlemi nedeniyle hapse düşer. Seçeneksiz kalan Chela, tesadüfen korsan taksicilik yapmaya başlar. Onu içine sıkıştığı sınırlı ve çaresiz ortamdan uzaklaştıran babasının hediyesi eski Mercedes otomobil, kendisine farklı bir dünya oluşturmasında araç olmuştur. Yaşamın zor ve acımasız yüzü dayanılmaz bir hale gelmiş olsa da, Chela etkileneceği bir kadınla tanışacaktır. Sınıf farklılıklarına ve kadın özgürlüğüne özgün bir bakışla yaklaşan Mirasçılar, sinema üretiminin kısıtlı olduğu Paraguay’dan çıkan nitelikli bir film.

Kuşkusuz öyküsü kadar Güney Amerika'nın ekonomik zorluklarla dolu ve çalkantılı siyasi ve sosyal ortamına yönelik bir bakış açısı sunan ve yeterli sinamatografisiyle ilgi çeken Mirasçılar, Güney Amerikalı kadınıda merkezine alan öyküsüyle dikkat çekiyor. Dünyanın çok aşina olmadığımız bir köşesindeki atmosferde okumalar ve sosyal ve ekonomik analizler yapmaya imkan sağlayan film festivalin ilginç seçeneklerinden birisi haline geliyor.

 

SAPLANTI

saplanti

Yönetmen: Steven Soderbergh

Senaryo: Jonathan Bernstein, James Greer

Claire Foy, Joshua Leonard, Jay Pharoah, Juno Temple, Aimee Mullins, Amy Irving

Görüntü Yönetmeni: Peter Andrews

Kurgu: Fernando Epstein

Yapım Yılı ve Süre: 2018/98 dk.

Steven Soderbergh’in dünya prömiyerini Berlin Film Festivali’nde yapan son filmi Saplantı, tümüyle iPhone kullanılarak çekilen film olarak lanse edildi. Başrolünde Breathe / Nefes filminin yıldızı Claire Foy’un yer aldığı Saplantı, takıntılı aşığının yarattığı gerilimden kurtulmak için psikolojik destek almaya gittiği tıp merkezinde, sigorta dolandırıcılığı nedeniyle zorla tutulan bir kadının öyküsünü anlatıyor. Şaşırtan öyküsüyle bu psikolojik gerilim, Soderbergh’in sinema üslubu kadar, teknik bakımdan da ilgi çekici hale geliyor.

Digital teknolojilerin artık tüm endüstriye hakim olması, her akıllı telefon ve fotoğraf makinesi sahibine eğer ilgiliyse birşeyler çekmek fırsatı sağlamasına ilginç bir gönderme olarak kabul edilebilecek film, sıradışı öyküsü ve düşmeyen temposuyla öne çıkıyor. Bu noktada teknik bir değerlendirme yapmak da mümkün. Öncelikle kullanılan kamera ne olursa olsun, böyle bir filmi kotarmak için yönetmenin, kamera açıları, kadrajlar, ışık, diğer teknik ekipman ve aksesuarları gerektiğince ve dikkatle kullandığını görüyoruz. Görüntü estetiğine aykırı olmayacak biçimde seçilen açılar ve çekilen planlar hemen göze çarpıyor. Kuşkusuz tüm ekipman ve post prodüksiyon desteğine karşın, tecrübeli bir göz formatı kolaylıkla ayırt ediyor. Ancak bu noktada ilginç bir detay mevcut. Kişisel olarak dijital teknolojinin en çok eleştirdiğim yönlerinden birisi olan ve özellikle mütevazı prodüksiyonların büyük handikapı halindeki dijital teknolojinin teknik özellikleri nedeniyle kontrol edilmesi ustalık isteyen, doğallığını yitirmiş görüntüler yerine, filmde özellikle beyaz perdede kolaylıkla ayırt edilebilen, film pelikülüne özel sinematografik görüntüyü andırır bir his var. Tüm avantajlarına karşın, Steven Spielberg gibi teknik ayrıntılara büyük önem veren yönetmenlerin halen ihtiyatla yaklaştığı dijital teknolojiler, Soderbergh’in elinde, amatör bir formata ilginç bir biçimde peliküle benzer bir his kazandırmış. Ancak, bunun abartılacak boyutta olmadığınıda hemen eklemek gerekiyor. Yönetmen bu filmle adeta, sinemada görüntü tespit etmenin yakın gelecekte çok daha ucuz alternatifleri olacağını, ancak esas olanın öyküyü beyaz perdeye başarıyla yansıtmak olduğunu hatırlatıyor. Sinemanın halen pahalı bir sanat dalı olduğunun altını çizerken ve her ne kadar bu çekimlerin tek bir telefonla yapılmadığını bilsek de, özellikle sinemaya meraklı ancak bütçesi kısıtlı sinema tutkunlarına ilginç bir perspektif sunmasının ve usta işi sinema dilinin filmin artı hanesine yazılması gerekenler olduğunu hatırlatalım.

 

ISLE OF DOGS - KÖPEK ADASI

kopekler_adasi

Yönetmen: Wes Anderson

Senaryo: Wes Anderson

Canlandırma Animation: Mark Waring Seslendirenler Voices: Bryan Cranston, Edward Norton, Liev Schreiber, Greta Gerwig, Bill Murray, Jeff Goldblum, Scarlett Johansson, Courtney B. Vance, Kunichi Nomura

Görüntü Yönetmeni: Tristan Oliver

Kurgu: Andrew Weisblum

Yapım Yılı ve Süre: 2018/101 dk.

2018 BERLİN En İyi Yönetmen ödülü alan, masal gibi öykülerin ustası yönetmen Wes Anderson’ın Berlin Film Festivali’nin açılış filmi olarak da gösterilen filmi Köpek Adası, Japonya’da geçen bir animasyon. Seslendirmesi dünyaca ünlü yıldız oyuncular tarafından yapılan filmin kahramanı, Atari adında 12 yaşında bir çocuk. Yaşadığı Megasaki kentinin bütün köpekleri, toplum içerisinde yarattıkları kaos gerekçesiyle çöplük olarak kullanılan bir adaya sürülür. Atari küçük bir uçakla bu adada kendi köpeğini aramaya başlar. Gerisi Wes Anderson’ın sınırsız hayal gücünün yansıması olan aksiyon, macera ve duygu dolu, çocuklarla köpeklerin kahraman olduğu epik bir masal.

Wes Anderson gibi yönetmenlerin bir animasyonda dahi yarattıkları düşsel gerçeklik ve kendine özel sinema üslubu övgüye değer bir unsur haline geliyor. Yönetmen üslubuna son derece başarılı bir örnek olabilecek bu film, incelikle tasarlanmış başarılı teknik alt yapısı, öyküsü ve oluşturduğu alt metinlerle dikkat çekiyor. Öyküsü ve alt metinleri özellikle Japon toplumuna dair okumalar yapmaya imkan verse de, bu çok iyi kotarılmış animasyon filmi yalnızca sosyal okumalar yaparak değerlendirmenin, haksızlık olacağını düşünüyoruz.

 

PIG - DOMUZ

domuz

Yönetmen: Mani Haghighi

Senaryo: Mani Haghighi

Hasan Majuni, Leila Hatami, Leili Rashidi, Parinaz Izadyar, Mina Jafarzadeh, Aynaz Azarhoosh, Ali Bagheri

Görüntü Yönetmeni: Mahmoud Kalari

Kurgu: Meysam Molaei

Yapım Yılı ve Süre: 2018/107 dk.

İstanbul Film Festivali'ne geçtiğimiz yılda konuk olan, Ejderha Uyanıyor filmini izlediğimiz İranlı yönetmen Mani Haghighi, bu yıl dünya prömiyerini Berlin’de yaptığı bir cinayet komedisiyle festivalde. Filmin kahramanı Hasan, ambargolu olduğu için yıllardır film çekemeyen bir yönetmen. Kentteki yönetmenleri birer birer öldüren bir seri katilin yarattığı karmaşık ilişkiler zincirinde bir anda yerini alıyor. İlgi duyduğu kadın oyuncu'nun birlikte olduğu yönetmenin öldürülmesi, Hasan'ı seri cinayetlerin zanlısı haline getiriyor. Film İran sinema endüstrisi, sanatçı egosu, sosyal medya ve PR dünyasını alaya alan, hayalle gerçeğin içiçe geçtiği bir tür gerçek üstülüğe odaklanan bir kara komedi ve toplumsal hiciv örneği haline geliyor.

İranlı sinemacıların, ülkelerindeki sosyal ve siyasal ortamı ustaca hicvettikleri örnekler, günümüzün İran'ı ve toplumsal gerçeklerini aşina olduğumuz bir coğrafyada farklı bakış açılarıyla beyaz perdeye yansıtıyor. Tahran Taxi filmiyle Cafer Penahi'nin Berlinale'de Altın Ayı'ya uzanması kadar, geçen yıl yabancı film dalında Oscar ödülü alan İranlı sinemacı Asghar Farhadi, tüm zorluk ve kısıtlamalara karşın İran sinemasının dünya festivallerinde kazandığı saygınlığı ve başarıyı bizlere bir defa daha hatırlatıyor. Domuz, Ejderha Uyanıyor'da da özenli sinematografisiyle hatırladığımız Mani Haghighi'nin benzer biçimde kotarılmış bir filmi. Sıkmadan akan öyküsü, oyuncuları ve İran'a dair sosyal perspektifiyle ilgi çeken başarılı bir seyirlik.

 

BEKÇİ

domuz

Yönetmen: Durmuş Akbulut

Senaryo: Durmuş Akbulut

Oyuncular: Turan Özdemir, Serhan Süsler, Koray Ergun, Uğur Karabulut, Engin Çelik

Görüntü Yönetmeni: Serdar Özdemir

Kurgu: Aziz İmamoğlu

Yapım Yılı ve Süre: 2017/91 dk.

Salih, bir kasaba mezarlığında gece bekçiliği yapmaktadır. Her gün, akşamüstü, bekçi kulübesine gelip sabah gün doğmadan geri dönmektedir. Bu rutin içerisinde, işi nedeniyle içine kapanmış, yaşamdan kopmuştur. Kasaba yolunda yaşadıkları, gece kulübeye gelen tuhaf adamlar ve her gece rüyasına giren genç bir kız, bekçi Salih’te derin bir paranoyaya dönüşmüştür. Gerçekle gerçekdışı birbirine karışmıştır. Ta ki sabahın ilk ışıklarına dek.

Bekçi'nin festival tanıtım sayfasında yer alan satırlara daha farklı şeyleri eklemek ne yazıkki gerekmedi. Belki bir kısa filmde daha etkileyici olabilecek böyle bir öykü, 91 dakikalık bir uzun metraj filmde alabildiğine sarkıyor. Günümüz sinema olanakları, artık teknik alt yapı olarak belli bir seviyeyi yakalamaya imkan veriyor. Ancak her zaman altı çizilen iyi senaryo ve hikaye her zaman yerini koruyor. Yeni akım sinemacılarımızın anlatmayı tercih ettikleri öyküler zaman zaman bende hayal kırıklığı yaratıyor. Türkiye'nin toplumsal gerçekleri ve kodlarından beslenilmesi festivalde birçok örneğini gördüğümüz filmlere benzer, daha derinlikli hikayeler anlatma fırsatı verirken, festival filmi mantığıyla kotarılan ve özellikle Cehov öykülerine yaslanan birçok film beklenilen etkiyi yaratmaktan uzak kalıyor. Geriye dönüp baktığımızda, örneğin bu sene restorasyonu yapılan Bilge Olgaç imzalı 'İpekçe' gibi filmlerin çok daha özgün ve bize dair öyküler anlattığını ve tüm kısıtlılıklara karşın estetik kaygısı olan bir sinematografi sunduklarını kabul etmek gerekiyor. Örneğin İpekçenin gösterimi öncesi sohbet etmek fırsatı bulduğumuz görüntü yönetmeni Aytekin Çakmakçı, kendisinin her zaman kusursuz kadrajlar oluşturmaktan çok, dramaturji olarak filme uygun ve görüntü estetiğini ön planda tutan bir atmosfer yaratma anlayışında olduğunu belirtti. Bu bağlamda, özellikle yabancı festivallerde başarı kazanan ülkemiz kaynaklı sinema örneklerininde iyi değerlendirilmediğini düşünüyorum. Ne yazık ki genç yönetmenlerin sinema üslubuna dair örnek aldıkları öyküler ve kotarılan filmlerin bazıları abartılmış bir fantastik atmosferden ötesine geçemiyor. Ayrıca ülkemizin dünya sıralamasındaki yerine yakışmayan özensiz mekan kullanımı ve yanlızca öyküyü anlatmaya dayalı, sinema ve görüntü estetiğini yok sayan ya da fazla önemsemeyen yönetmen üslubunu anlamakta zorlanıyoruz.

 

COCOTE

cocote

Yönetmen: Nelson Carlo de los Santos Arias

Senaryo: Nelson Carlo de los Santos Arias

Oyuncular: Vicente Santos, Judith Rodríguez, Yuberbi de la Rosa, Pedro Sierra, Isabel Spencer, José Miguel Fernandez

Görüntü Yönetmeni: Roman Kasseroller

Kurgu: Nelson Carlo de los Santos Arias

Yapım Yılı ve Süre: 2017/106 dk.

2017 LOCARNO Yaşam Belirtisi bölümü–En İyi Film, 2017 LISBON & ESTORIL Jüri Özel Ödülü, 2017 MAR DEL PLATA En İyi Latin Amerika Filmi gibi ödüllere uzanmış Cocote, fakirlik ve yolsuzlukların pençesindeki Dominik Cumhuriyeti'nden farklı perspektifler sunuyor.

Santo Domingo’da zengin bir evde bahçıvan olarak çalışan Alberto, babasının vahşice öldürülmesinin ardından yasını tutmak için doğduğu yere döner. Ancak cenazeye dair görenek ve âdetler, Alberto’nun dini inançlarına aykırıdır. Diğer yandan ailesi, nüfuzlu bir adam tarafından öldürülen babasının intikamını almasını beklemektedir. Dominik Cumhuriyeti’ndeki gelenekler, sınıf çatışmaları, şiddet eğilimi ve ahlaki yozlaşmayı bu hikâye üzerinden anlatan yönetmen Nelson Carlo de Los Santos Arias, Cocote ile Latin Amerikan sinemasında yeni ve güçlü soluk olarak övgü aldı. Farklı görsel diliyle takdir toplayan ve birçok oyuncusu amatör olan Cocote 35mm çekildi.

Cocote, Latin Amerika'da pek bilinmeyen bir dünyaya kamerayı çeviriyor. Kuşkusuz bu coğrafyanın olmazsa olmazları, yolsuzluk, fakirlik, sınıf çatışmaları, şiddet, tüm yalınlığıyla öne çıkarken, filmin temposu zaman zaman düşse de, farklı ve çarpıcı bir sinema diliyle beyaz perdeye yansıyor. Bir belgesel gerçeklikle akan öyküsü ve kadrajlar filmin öne çıkan ve dikkat çeken özellikleri arasında.

 

HALEF

halef

Yönetmen: Murat Düzgünoğlu

Senaryo: Murat Düzgünoğlu, Melik Saraçoğlu

Oyuncular: Muhammed Uzuner, Baran Şükrü Babacan, Güler Ökten

Görüntü Yönetmeni: Şafak Ildız

Kurgu: Melik Saraçoğlu, Murat Düzgünoğlu

Yapım Yılı ve Süre: 2018/104 dk.

Portakal hasadı için Adana’ya, annesinin yanına gelen Mahir, karşısında beklemediği bir misafir bulur: Yıllar önce bir kaza sonucu ölen abisinin reenkarnasyonu olduğunu iddia eden Halef. Uzak durmaya çalışsa da, farklı vesilelerle bir araya gelmek zorunda kaldığı Halef’in çocukluk yıllarına dair anlattıkları, Mahir’in kafasını karıştıracaktır. Hayvanların bile yeniden dünyaya gelmiş insanlar olduğuna inanılan, tavaf edilen dergâhlar, şifalı taşlar ve muskalarla örülü bu mistik dünyada, hayata rasyonel bakan Mahir’in mistisizme, mistik bakan Halef’inse şüpheciliğe kaymasıyla yalpalayan ve kerterizlerini yitiren iki kardeşin öyküsü, her şeyin başladığı yerde sona erecektir.

Halef, yeterli sinematografisi ve Muhammed Uzuner, Güler Ökten gibi oyuncuların katkısıyla, ele aldığı zorlu öyküyü geliştirirken, toplum içinden bir kesiti ve aykırı kişiliklerin duygusal yaklaşımlarındaki imkansızlığı başarıyla yansıtıyor. Kuşkusuz ülkemizin sosyal ve iş yaşamından okumalar yapmaya da imkan veren öyküsü filmin artılarından sayılabilir. Ancak festivallere odaklanan filmlerde gördüğümüz ve özellikle senaryo bakımından belirli yazar ve öykülere olduğu kadar, özellikle dünya çapında şöhret kazanmış sinema ustalarımızdan esinlenmeler fazla dikkat çekiyor. Özellikle yeni nesil sinemacıların kendi öykülerini anlatırken neden daha özgün bir sinema dili kullanmaya cesaret etmedikleride geriye bir soru işareti olarak kalıyor.

 

GÖRGÜ KURALLARI-AS BOAS MANEIRAS-GOOD MANNERS

gorgu_kurallari

Yönetmenler: Juliana Rojas, Marco Dutra

Senaryo: Juliana Rojas, Marco Dutra

Oyuncular: Isabél Zuaa, Marjorie Estiano, Miguel Lobo, Cida Moreira, Andrea Marquee, Felipe Kenji, Gilda Nomacce

Görüntü Yönetmeni: Rui Poças

Kurgu: Caetano Gotardo

Yapım Yılı ve Süre: 2017/135 dk.

2017 SITGES Mansiyon–En İyi Kadın Oyuncu, Eleştirmenler Ödülü

2017 AUSTIN FANTASTIC Mansiyon–Fantastik Özellikler, 2017 LOCARNO Jüri Özel Ödülü, 2017 RIO DE JANEIRO FIPRESCI Ödülü, En İyi Kurmaca Film, Petrobras Ödülü, Brezilya Prömiyer Ödülü, 2018 GERARDMER Jüri Ödülü, Eleştirmenler Ödülü gibi ödüllerle onurlandırılan gerilim filmleri ustası, yönetmen ikili Juliana Rojas ve Marco Dutra’nın festivallerde beğeniyle karşılanan filmleri, fantastik yaklaşımları ve sosyal gerilimi başarıyla kullanan, sinematografi kuramlarına sadık kalarak gerçek ve gerçek ötesinin karmaşasında seyirciyi adeta koltuğuna mıhlayan ve finaline kadar temposunu kaybetmeyen bir film.

Uluslararası Yarışma'da yeralan filmi kısaca özetlersek, São Paulo’da tek başına yaşayan maddi zorluklar içindeki hemşire Clara (Isabél Zuaa), henüz doğmamış çocuğuna dadı arayan hamile bir kadınla yaptığı iş görüşmesinde tesadüfen anlaşmaya varır. Varlıklı ancak kurduğu sıradışı ilişki ve hamilelik nedeniyle ailesinden dışlanan güzel Ana'yla yakınlaşan Clara, beklenmedik olaylara tanık olacak, Ana'nın hamileliğinin ileri döneminde meydana gelen, şok edici bir olay sonrasında hayatını bütünüyle değiştirmek zorunda kalacaktır. Başrolünde Angola asıllı Portekizli dansçı ve oyuncu Isabél Zuaa’nın dikkat çektiği film, annelik, toplumsal sınıf ve aile kavramlarını tartışmaya açarken, bedensel değişim ve cinsellikle şekillenen ve ötekilerin dünyasını başarıyla canlandıran bir atmosferde seyirciyi adeta öykünün içine çekiyor. Kuşkusuz fantastik sinemayı drama'yla başarıyla örtüştüren, Brezilya sosyal gerçeklerinede aynı başarıyla değinen üslubu, filmi, bir sinema baş yapıtı olmasa da, festivalin ilgi çeken ve öne çıkan filmlerinden birisi haline getiriyor. Dozu çok iyi ayarlanmış, cinsellik ve şiddet içeren sahneler ve özenli sinematografisi filmin diğer artılarından sayılabilir.

 

WESTERN

western

Yönetmen: Valeska Grisebach

Senaryo: Valeska Grisebach

Oyuncular: Meinhard Neumann, Reinhardt Wetrek, Syuleyman Alilov Letifov, Veneta Frangova

Görüntü Yönetmeni: Bernhard Keller

Kurgu: Bettina Böhler

Yapım Yılı ve Süre: 2017/119 dk.

2017 NEW HORIZONS (WROCLAW) En İyi Film, FIPRESCI Ödülü, 2017 MAR DEL PLATA En İyi Yönetmen, 2017 SEVILLA Büyük Jüri Ödülü kazanan ve ilk gösterimini Cannes Film Festivali’nin Belirli Bir Bakış bölümünde yapan Western, Bulgaristan kırsalında baraj inşaatı yapan bir grup Alman inşaat işçisine odaklanıyor. Evlerinden uzakta, karlı ancak zorlu bir işe soyunan işçilerden Meinhardt, inşaat alanın yakınlarındaki bir köyün sakinleriyle zamanla gelişecek arkadaşlıklar kurmaya başlar. Uzak durulan yabancı olmayı reddeden tavırları, köylüler ve çalışma arkadaşları tarafından şüpheyle karşılanacaktır.

Yönetmen Valeska Grisebach gerçek işçilerin de rol aldığı Western’de, adından da anlaşılacağı gibi, Western ikonlarını kullanarak farklı bir bakış açısıyla güncel bir “yabancılık” tartışmasını gündeme getiriyor. Western özellikle avrupa'nın en çok göç alan ülkesinin vatandaşlarının, Bulgaristan gibi, avrupa birliği üyesi olmasına karşın, gerek ekonomik gerekse kültürel koşullarının bazı bakımlardan avrupaya çok yabancı olduğu bir ülkede verdikleri mücadele ve sosyal uyuşmazlıkları öne çıkarırken, Avrupa’nın bugününe dair önemli tespitlerde de bulunuyor. Sinematografik olarak bir belgesele yakın görüntüleriyle ve görüntüden çok anlatıma odaklanan üslubuyla dikkat çeken film Uluslararası Yarışma filmlerinden.

 

BAĞCIK

bagcik

Yönetmen: Görkem Yeltan

Senaryo: Asuman Kafaoğlu Büke, Yalçın Akyıldız, Görkem Yeltan

Oyuncular: Kaan Çakır, Pınar Tuncegil, Okan Yalabık

Görüntü Yönetmeni: Ercan Özkan

Kurgu: Alican Özker

Yapım Yılı ve Süre: 2018/94 dk.

Oyuncu olarak başarılı rollerde izlediğimiz Görkem Yeltan, önceki yıl festivalde bir ilk film olan 'Yemekteydik ve Karar Verdim' filmiyle yer almıştı. Filmin önemli bir özelliği, Yeşilçam döneminin kült oyuncusu Arzu Okay'ın yeniden bir sinema filminde yer almasıydı. Bu filmdeki renk düzenleme ve dar akademi formatı, bazı eleştirmenler tarafından öne çıkarılsa da, benim beğenmediğim noktalar oldu. Özellikle İtalyan post prodüksiyon teknisyenlerinin bir benzerini 'Denizde Ateş' filminde izlediğim ve bir belgesel için dramatik atmosferi güçlendirmeye yönelik olarak tercih edildiğini düşündüğüm renk düzenlemesini tekrar etmeleri filmdeki görsel estetiğe bir zenginlik kazandırmamıştı. Yönetmen bu yılda ikinci filmi Bağcık'la festivale konuk oluyor. Anne-babaları ölen iki kız kardeş, anneannelerinin Kanada’ya gidişiyle kısa süreliğine amcalarının Bodrum’daki evine yollanır. Kızlara bakıcı olarak ayarlanan pilates hocasıyla engelli amca arasında bir yakınlaşma başlar. Kızlar Kanada’ya gitmek yerine Bodrum’da amcalarıyla yaşamak istemektedir. Engelli olduğu için bu duruma sıcak bakmayan amcaları tam fikir değiştirecekken, sevdiği kadının ondan bir şey sakladığını öğrenir.

Kişisel düşüncem özellikle ilk filmlerini çeken ve sektör içerisinde teknik alanlarda çalışmamış, sinematografi tekniğine uzak yönetmenlerin daha çok öyküye odaklanırken, görüntü estetiğine yeterince yoğunlaşmamaları hemen dikkat çekiyor. Örneğin prestijli sinema ödüllerine uzanan Nuri Bilge Ceylan gibi yönetmenlerin, bu konudaki üstünlükleri, doğru görüntü yönetmeniyle birlikte önemli başarılara imza atmalarını sağlıyor. Bu noktada İranlı sinemacıların, çok daha başarılı analizler yaptığı ve uluslararası başarılarının altında da bunun gizli olduğu düşüncesindeyim. Görkem Yeltan, engelli bir adamla mutsuz bir genç kadın arasındaki aşk ilişkisini Bodrum ve Ege'nin sıcak atmosferinde gelişen bir küçük burjuva öyküsü haline dönüştürüyor. Ancak incelikli bir sinema dili ve temposu gerektirdiğine inandığımız bu öykü, Yeltan'ın yönetiminde sıradanlaşıyor ve etkileyici olmaktan uzaklaşıyor. Anladığımız kadarıyla popüler format tuzağına düşmekten kaçınan yönetmen, özellikle renk düzenlemesinde yine ilk filmdeki soğuk ve griye yakın atmosfere geri dönüyor. Bunun filme katkısı tartışılır olsa da, dünyanın en güzel lacivert rengine sahip Ege denizine yakışmadığını belirtmek gerekiyor. İki film arasında değerlendirme yapmak gerekirse, ilk filmin biraz daha çabayla çok daha özgün bir örnek olabileceğini kabul ediyorum. Arzu Okay'ı bu filmde de küçük bir rolde görüyoruz. Önemli eksilerine karşın, yarışma dışı olarak gösterilen Bağcık, Görkem Yeltan'ın yönetmen olarak uslübunu devam ettirdiği ve bu yönüyle dikkate alınabilecek bir film.

 

YOL KENARI

yol_kenari

Yönetmen: Tayfun Pirselimoğlu

Senaryo: Tayfun Pirselimoğlu

Oyuncular: Tansu Biçer, Nalan Kuruçim, Taner Birsel, Ercan Kesal

Görüntü Yönetmeni: Andreas Sinanos

Kurgu: Ali Aga

Yapım Yılı ve Süre: 2017/120 dk.

Tayfun Pirselimoğlu'nun senaryosunu yazdığı ve yönettiği 'Yol Kenarı' kurmaca sinemanın tüm ögelerini bir gemiyi metafor olarak kullanarak öyküsüne ustaca yerleştiriyor. Deniz ve orman arasında sıkışmış bir kasabada, korkutucu işaretleriyle bilinmeyen yaklaşmaktadır. Çözümlenemeyen ölümler ve gizemli olaylar, bunun işaretleri arasındadır. Genç bir adam, herkesin şüphe içerisinde olduğu kasabaya gelir ve kasabanın kahvesinde çalışmaya başlar. Adamın ilgi duyduğu hemşire çektiği röntgen'de ciğerindeki lekeyi fark eder. Dedikodu hızla yayılır ve kasabadakiler genç adamın farklı özellikleri olduğuna inanmaya başlar.

Yol Kenarı, Andreas Sinanos'un usta işi ve her sahnesi adeta bir fotoğraf karesini andıran kadrajlarıyla öne çıkıyor. Literatürde yerini almış sinema ustalarının yapıtlarından esintiler taşıyan, kara film'e özgü objektif diline yakın siyah beyaz kadrajlar, derin netlikler, objektif perspektifleri, özellikle ülkemizde çekilen filmlerin en büyük handikaplarından olan hoyratlıkla kullandığımız doğal çevreyi başarıyla maskelerken, filme estetik bir derinlik katıyor. Bu bağlamda sinemanın bir atmosfer yaratma sanatı olduğunu bir defa daha hatırlarken, Yol Kenarı, sinematografisiyle bu olguya dair özgün bir örnek oluşturuyor. Avrupa sanat sineması normlarına uygun olarak ve parçalı biçimde yapılmış kurgu, yine bir başka başarılı isim olan Ali Aga'yı öne çıkarıyor. Sinema dramaturjisine aşina sinefiller tarafından, her sahnesinde ayrı okumalar yapılabilecek film, ağır temposuna karşın finale kadar seyirciyi hikayenin dışına itmiyor. Farklı analizlerle karşılaşacağını düşünsek de Tayfun Pirselimoğlu, bir çok benzerinden farklılaşan bir festival filmine imza atmış. Popüler sinema normlarından tamamen uzak kalsa dahi, Ulusal Yarışma'da yer alan filmin sinematografi kuramlarına göndermeler yapan özgün örneklerden olduğunun altını çiziyoruz.

 

GÜVERCİN

guvercin

Yönetmen: Banu Sıvacı

Senaryo: Tayfun Pirselimoğlu

Oyuncular: Kemal Burak Alper, Ruhi Sarı, Demet Genç, Michal Elia Kamal, Evren Erler, Mazlum Taşkıran

Görüntü Yönetmeni: Arda Yıldıran

Kurgu: Mesut Ulutaş

Yapım Yılı ve Süre: 2018/78 dk.

Seyfi Teoman İlk Film Ödülü adayı, Banu Sıvacı imzalı Güvercin, 2018 Sofya Uluslararası Film Festivali'nde En iyi Yönetmen ödülüne sahip. Adana'nın varoşunda ağabeyi ve ablasıyla birlikte yaşayan Yusuf, oturdukları evin çatısında, ölen babasından kalan güvercinleri beslemektedir. Kurduğu kendine özgü bu dünyada Maverdi adını verdiği dişi güverciniyle özel bir bağ oluşturmuştur. Yusuf’u boşgezerlikle suçlayan ağabeyi, çalışması ve para kazanması konusunda baskı yapar. Kuşlarından başka bir dünyası olmayan Yusuf, çalışma hayatı ve yaşamın gerçekleriyle yüzleşirken, yakaladığı bir güvercin bambaşka sorunlara yolaçacaktır.

Yönetmen Banu Sıvacı, 'Güvercin' filmiyle bir çaresizlik ve varoş öyküsünü başarılı bir sinema diliyle anlatıyor. Kurmaca sinemanın kodları ve yaşamın gerçeklerinden güç alan film, ülkemizden benzer öykülerden birisini, temposunu koruyan bir anlatımla beyazperdeye yansıtıyor. Genç işsizliğinin büyük rakamlara ulaştığı bu coğrafyada, düşük gelirli insanların çaresizliğini yansıtan ve sosyo-ekonomik aidiyet sorgulaması yapmaya yönelik okumalara fırsat tanıyan film, destek alarak kotarılmış filmler arasında öne çıkan örneklerden. Çaresizliğin ve düşük profilli yaşam koşullarının şiddetle ilişkisinide başarıyla yansıtan Güvercin, bir ilk film olarak, post prodüksiyon kaynaklı bazı detay kusurlara karşın, sinema dili ve sinematografik bakımdan başarılı bir film. Başroldeki Kemal Burak Alper'in sahici performansıylada film bir adım öne çıkıyor. Ulusal Yarışma filmlerinden olan Güvercin, yarışmada önemli rakipleri olsa da, doğru sinema diliyle ayrışabilir.

 

Hikmet Vardar

reset