sinemafilm.netjohhny_englishjohhny_englishjohhny_englishjohhny_englishjohhny_english

 

JOHNNY ENGLISH TEKRAR İŞ BAŞINDA

 

Yönetmen: DAVID KERR

Senaryo: WILLIAM DAVIES

Oyuncular: ROWAN ATKINSON, BEN MILLER, OLGA KURYLENKO, JAKE LACY ve EMMA THOMPSON

Görüntü Yönetmeni: Florian Hoffmeister

Kurgu: Tony Cranstoun, Mark Everson

Müzik: Howard Goodall

Yapım Yılı ve Süre: 2018/88 dk.

Ekzantrik Ajan ya da yaygın olarak tanınan karakterinin adıyla talihsiz kahraman Mr. Bean (Rowan Atkinson) uzun bir aradan sonra beyaz perde'ye geri döndü. Yaptığı sakarlıkların bir şekilde denk gelmesiyle sonuca ulaşan karakterimizi başarıyla canlandıran Rowen Atkinson, siber teknolojileri kullanarak İngiliz Gizli Servisini deşifre eden ve İngiliz Hükümetine, dijital teknolojileri ele geçirerek çeşitli şekillerde şantaj yapan bilinmeyen güce karşı koymak için tekrar göreve çağrılan emekli eski ajan rolünde yine kırıp geçiriyor. Karakter komedisi başta olmak üzere birçok komedi türünden izler taşıyan ve rahatlıkla bir Bond taşlaması olarak da kabul edilebilecek film, basit öyküsüne karşın oyuncularının yetenekleri ve aksiyon da içeren sahnelerden beslenen temposuyla keyifli bir seyirlik haline geliyor.

Johnny English Tekrar İş Başında filminde Başbakan’ı canlandıran Emma Thompson filmin diğer bir sürprizi. Özellikle ödül törenlerinde elinde içki kadehiyle fotoğraf karelerine giren, Oscar, Bafta, Golden Globe gibi önemli ödüllere sahip İngiliz oyuncu, İngiliz başbakanını fotoğraflardakine benzer bir biçimde, elinde içki kadehiyle başarıyla canlandırırken, Rowan Atkinson'la uyumlu bir tempo sergiliyor. Bize ulaşan basın bültenlerinden alıntı yapacak olursak, her iki oyuncuda kendileriyle yapılan ropörtajlarda birbirlerine iltifat ediyorlar;

Atkinson, “Emma’yı getirmek bizim için büyük bir başarı oldu çünkü çok usta bir oyuncu. Ama aynı zamanda benimkine çok benzeyen bir mizah geleneğinden geliyor.” derken, Emma Thompson, ekipte yer almaktan mutluluk duyduğunu ifade ediyor ve “Senaryonun çok iyi yazıldığını ve çok komik olduğunu düşündüm. Basit ama sevimli. İyi bir hikaye, kibar, komik ve saçma. Dünyada bu kadar saçmalık yoktur! Johnny English’i çok seviyorum. Gerçekten James Bond’un tam zıddı. Son derece baskın ve oldukça bıktırıcı erkek rol modellerinin çok iyi bir panzehiri.” diyor.

Thompson kendisiyle yapılan söyleşilerde, Başbakan olduğu ilk rol için birçok siyasetçiden ilham aldığını ifade ediyor. “Tam bir karma. Thatcher, Blair ve May oldu. İktidar çekici geldiği için ofislerini kullanan o siyasetçilerin en karanlık versiyonu. Onunla tanıştığımızda umutsuz bir haldedir. Son derece feci kararlar vermektedir. Bu her ne kadar bir komedi ve saçma olsa da yine de ya böyle bir iktidara sahip olsaydım ne olurdu diye düşünmek ilginç. Bu Başbakan, kendisini çok önemli görüyor ve bunun elinden kaçtığını hissetmeye başladığında kafese kapatılmış bir hayvan gibi umutsuz oluyor.” sözleriyle rolünü özetliyor.

Atkinson şöyle devam ediyor; “Bence bizi çok gururlandırdı. Başbakan rolü için güçlü, ciddi ve inandırıcı biri olması gerekir. Mizahi bir Başbakan olabilir ama yine de bu adamla, Johnny English’le ilgili Başbakanımızın gözünde bir parıltı ve saçma olduğu duygusunu görmek isteriz.”

Durum ne kadar saçma olsa da gerçekler etrafında gelişiyor. Thompson şunları söylüyor; “Dijital çağ her şeyi değiştirdi. Suç, her zaman insanlar değiştikçe değişen bir şey olmuştur. Ama artık görünmüyor ve hikayenin bir kısmı da bundan ibaret. Benim yaşlarımda, ellili yaşlarının sonunda bir kadın var. Dijital çağda büyümemiş ve şimdi de hiç bilmediği bir şey tarafından sunulan güvenlik tehditleriyle uğraşıyor.”

18 yaşındayken tanıştığı Atkinson için, “Onunla yıllar içinde birçok kez çalıştım. Yıllardır hayranıyım. Kültürel değerlerimiz arasında dikkat çekici bir yere sahip olduğunu düşünüyorum. O bizim Buster Keaton’ımız, modern Charlie Chaplin’imiz. Onun konuşmasını duymanız gerekmiyor, hep komik biri. Atkinson’ın sınıfa isimleri okuyan müdürü canlandırdığı klasik skecini hatırlatıyor. “Oxford Playhouse’ı 30 yıl önce izlediğimi ve ‘bu adam bir dahi’ dediğimi hatırlıyorum.” diyen Thompson ve Atkinson aslında filmin başarılı bir özetini de yapmış oluyorlar.

 

Filmi kısaca özetlersek, Birleşik Krallık Başbakanı G12 zirvesine ev sahipliği yapmak üzeredir. Ancak İngiliz Gizli Servisi MI7’nin güvenliği ihlal edilmiş ve sahadaki bütün ajanların kimliği açığa çıkmıştır. Faili bulmak için tek umut veri tabanında kayıtlı olmayan emekli ajanları göreve getirmektir. Ama çoğu bu dünyadan göçmüştür ya da yaşlılık nedeniyle sağlık sorunları yaşamaktadırlar. Johnny English'le birlikte toplantıya davet edilen ajanların, English'in adeta filmin devamını özetleyen bir dizi sakarlığı sonucu devre dışı kalmasıyla, kahramanımız mecburi tek seçenek haline gelir. Artık tamamen dijitalleşmek üzere olan bir dünyada, English, analog ile dijitalin ya da bir anlamda eskiyle yeninin oluşturduğu paradoksun altını çizerek ve genç nesillerce artık yadırganan eski nesil teknolojilerin kullanılmasıyla ve baştan sona filmi şekillendiren sakarlıklar zinciriyle, bir kahkaha garantisi haline geliyor. Film, MI7’ye yapılan bir siber saldırıyla açılıyor. Bütün ajanların kimlikleri ifşa olmuş ve ülke tehditlerle karşı karşıya kalmıştır. Zorunlu olarak emekli edildikten sonra Lincolnshire’daki bir okulda coğrafya öğretmenliği yapan Johnny English, siber suçluyu bulması için başvurulan ajanlardan biridir. İleri teknolojinin hakimiyetindeki bir dünyayı temsil eden Amerikalı milyarder Jason Volta (Jack Lacy), bir teknoloji şirketinin sahibidir ve Britanya’nın dijital güvenlik konularını şirketine vermesi için Başbakan’ı ikna etmek üzeredir. Başbakan, AB liderlerine de aynı şeyi yapmaları için baskı yaparken aslında güvenlik ihlalinin ve ona eşlik eden fidye talebinin arkasında Volta’nın olduğundan habersizdir. English, Volta’nın planını tesadüfen ortaya çıkarır ama kendisine kimse inanmayınca kanıt bulmak üzere yola çıkar. Johnny’nin, MI7’ye geri getirilmesiyle birlikte Johnny English’i Londra’dan Fransız Riviyerası ve sonunda İskoçya’ya götüren öykü, aksiyon dolu bir macera ve çılgınca tesadüflerle mutlu sona ulaşacaktır.

Johnny English basit senaryosuna karşın, özelikle dijitalleşen bir dünyada gelenekseli İngiliz usulü bir mizah ve stil anlayışıyla öne çıkartırken, başta Emma Thomson olmak üzere yan rollerdeki oyuncularda üstlerine düşeni fazlasıyla yerine getiriyorlar. Bond filmlerine gönderme yapan sahneler ve doğal olarak Bond filmlerinin değişmezi kült İngiliz klasiği Aston Martin filmde öne çıkarken, Fransız Rivierası'nın virajlı yollarında bir BMW i3 le birlikte çekilen takip sahneleri ve güzel oyuncu Olga Kurylenko filmin görsel estetiğine farklı bir yönden katkıda bulunuyorlar.

Komedi türünün, sinemanın özellikle seyirlik filmler olarak adlandırdığımız örneklerine olan katkısını değerlendirirken, bu noktada bir karşılaştırma da yapmak gerekiyor. Son yıllarda ülkemizde fazla sayıda çekilen, özensiz ve zaman zaman bayağılık sınırlarını zorlayan karakter komedileri ile kıyaslandığında, teknik olarak adeta bir Bond filminden esinlenircesine başarıyla kotarılmış ve gerek mizahi yönü gerekse detaylara gösterilen özen ve aksiyon sahneleriyle Johnny English'in, bir mizah şovu haline geldiğini görüyoruz. İnce taşlamalar, İngiliz usulü espriler ve adeta bir tanıtım filmi haline gelen tarihi mekanlar bize göre filmin önemli artıları arasında.

Uzun bir aradan sonra 'Johnny English Tekrar İş Başında' filmiyle beyaz perdeye dönen Rowan Atkinson, kendi tarzını başarıyla korurken, günümüz popüler kültürünün etkisindeki geniş kesimlere istediğini sıkmadan sunan bir performansa imza atmış. Bazıları tarafından sinema kuramının olmazsa olmazı sayılabilecek alabildiğine abartılmış ve kahkahınızı sakınamayacağınız sahne ve sekanslarıyla, Johhny English vizyona giren filmler arasında hoş bir seçenek haline geliyor.

 

Hikmet Vardar

reset